1 Mayıs Emekçinin Günü

Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilen 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü. Türkiye’de ilk kez 1923’te resmî olarak kutlanmıştır. 2008 Nisan’ında, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edilmiştir. 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM’de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir.

1 MAYIS TARİHİ

İşçi sınıfını tek bayrak altında, tek hedef doğrultusunda yekvücut olarak birleştirecek, kapitalizme karşı mücadelede nişane olacak bir işçi bayramı günü arzusu oldukça eskidir. İşçi-emekçi kitleler o gün geldiğinde her yerde iş bırakarak gösteriler düzenleyip eğlenceler yapacaktı. Bu düşünceden hareketle Avustralya işçi sınıfı, 1856’da 8 saatlik işgünü talebini de içeren bir dizi istemle greve gitti. Avustralyalı işçiler mücadele günü olarak 21 Nisanı seçmişlerdi. Yıllar sonra, işçi bayramı istemine Amerikalı işçiler sahip çıktılar. 18 Mayıs 1882’de New York Merkezi İşçi Sendikası Eylülün ilk pazartesini Emek Günü olarak kabul etti. Gerçekten de o gün geldiğinde binlerce işçi sokaklara çıkmış, kendi istemlerini haykırmış ve eğlenceler düzenlemişlerdi. 1884’de toplanan FOTLU kongresi de Emek Gününü kutlama kararı alıyordu. Fakat kongre çok daha önemli bir karar alıyor ve esasında burjuvaziye ültimatom veriyordu. 1 Mayıs 1886’da genel greve gidilecek ve işçiler o günden sonra 8 saatten fazla çalışmayacaklardı. Temel slogan şuydu: “sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat canımız ne isterse!”

Adıyamanlı MİSAK MANUŞYAN

Adıyamanlı MİSAK MANUŞYAN

Artun Mimar, II. Dünya Savaşı’nda Fransa’da Naziler’e karşı direnişin sembol ismi olan Adıyamanlı komünist militan ve şair Misak Manuşyan’ı kurşuna dizilmesinin 69. yılında bizlere yeniden hatırlatıyor.
Artun Mimar
Bazıları onu gamlı bir şair olarak tanır, bazıları bir komünist çetesi lideri, bazıları ise düşmana karşı mücadele etmiş gözü pek bir yurtsever-partizan. Her ne olursa olsun, kaderiyle bir türlü barışamamış bir insandır Manuşyan. Ona en fazla ihtiyaç duyduğu anlarda kaderi etrafındaki bütün mutluluk ve şefkati alıp gitmiş, yerine acı ve hüznü getirmiştir. Mutluluğa ve huzura eriştiği vakitlerde ise acı ve hüznü kendisine getiren o olacaktır. 1 Eylül 1906’da, Adıyaman’da doğan Manuşyan, hayatının ilk yıllarında keder duygusuyla tanışacak, o kadar ki, benliğine işlemiş olanlar karakterine ketumiyet ve sukut olarak yansıyacaktır.
Kaderine karşı olan isyanını ve mutluluk arayışını belki de en iyi on iki yaşındayken yazdığı bir şiiri gösterecektir.
Sevimli küçük bir çocuk
Bütün gece boyunca
Hoş ve ılımlı gün ağartısında
Gül buketleri yapacağını düşündü
1925 yılında Marsilya Limanı’ndan Fransa’ya ayak bastığında, yanında ailesinden geriye kalan ve 1915’in gayya kuyusuna kaptırmadığı tek ferdi, kardeşi Garabet vardır. Suriye ve Lübnan arasında yıllar geçmiş ve Misak 18 yaşına gelmiştir. Kaçak olarak geldiği Fransa’da marangozluk öğrenir. Marsilya’daki zor hayat, Manuşyan kardeşleri şanslarını bir de Paris’de denemeye zorlar. Paris’e gelmelerinden bir süre sonra Garabet hastalanır ve yatağa düşer. Kardeşinin tıbbi ihtiyaçlarını karşılamak için Citroen’de fabrika işçisi olarak çalışmaya başlayan Misak, kaderi tarafından tekrar oyuna getirilecek, kısa bir süre sonra kardeşini kaybedecek ve Büyük Buhran döneminde işinden çıkarılacaktır. Peşpeşe vuku bulan bu iki hadiseden sonra düzensiz olarak çalışmaya başlar. Heykeltıraş ve ressamlara poz dahi verir… Ancak, bilhassa merak saldığı edebiyatla daha yakından ilgilenirken, çocuklukta bıraktığı tutkusu şiir yazmayı yeniden ihya etmek ister. Arkadaşı Keğam Atmacıyan ile 2 tane edebi dergi çıkarmaya başlarlar: Çank (Çaba) ve Mışaguyt (Kültür). Fransız ve Ermeni Edebiyatları üzerine makaleler yayınlarlar, ayrıca Baudelaire, Verlaine ve Rimbaud çevirileri yaparlar. Aynı dönemde, Sorbonne’a dışarıdan kaydolup edebiyat, felsefe, siyasi bilimler ve tarih dersleri alırlar.
Yıllar hayatta kalma mücadelesi içinde geçerken, 1934’e gelindiğinde Misak, Komünist Parti ve Ermenistan Yardım Komitesi (Hayastani Oknutyan Komite) üyesi olmuştur. Meline’si ile burada tanışacaktır…
Çoğu insan gibi Manuşyan’ın da hayatı 1939 yılının Eylül ayında radikal anlamda değişir ve sekteye uğrar: II. Dünya Savaşı başlamıştır. Komünist Parti yasaklanıp lağvedilir, kendisi işten çıkarılır ve Paris’in bir hayli kuzeyinde yer alan Rouen’de tornacı olarak çalışmak zorunda kalır. Bunun dışında bütün dergi ve çeviri işleri de yarılanır kalır…1940 yılında Paris’e geri döner ve Komünist Parti’nin lağvedilmesinden dolayı yasaklanmış olan militan hareketlere aktif olarak katılmaya başlar. 22 Haziran 1941’den, yani Almanya’nın SSCB’yi işgalinden hemen önce Misak Manuşyan antikomünist bir dalga sonucu tutuklanır ama birkaç hafta sonra salıverilir.
Hapisten çıktığında Göçmen Emekçiler’e (Main-d’œuvre immigrée) katılır ve Ermeni kolunun siyasi sorumlusu seçilir. Ayrıca, 1942’de Yahudi Boris Holban tarafından biraraya getirilmiş silahlı partizan gruplarına katılır. Bu gruplarda Romanya ve Macaristan Yahudileri ekseriyeti oluştururken, birkaç Ermeni de mevcuttur. 17 Mart 1943’te ilk kez bir silahlı hareketin içinde yer alır. Disiplinsizliği sebebiyle yoldaşları tarafından kınanır ve bir süreliğine “menkub” hale düşer.
Bundan sonraki dönemde Boris Holban, Paris Silahlı İşçi ve Partizan Grupları Başkanlığı’ndan istifa eder ve yerini Manuşyan’a bırakır. Ağustos-Kasım aylarında Manuşyan ve grubu otuza yakın operasyon yürütürler. Bunların içinde üst düzey Nazi subaylarının sokak ortasında vurulması oldukça sansasyoneldir ve ses getirir. O kadar ki bir süre sonra bazı üst rütbeli Nazi askerler sokaklarda üniforma giyemez olurlar! Bunun yanı sıra birkaç kamyonlu Nazi konvoyu da bombalanır.
16 Kasım 1943 günü Manuşyan, Evry Petit-Bourg Garı’nda yakalanır. Şiddetli işkencelere maruz kalır. Bütün amatör direniş hareketlerine gözdağı vermek amacıyla Naziler ünlü Kırmızı Afiş’i (L’Affiche rouge) hazırlarlar. Paris’in her köşesine astıkları nüshalarda Manuşyan’ı bu kelimelerle tanıtırlar: “Ermeni, çete başı, 56 suikast, 150 ölü, 600 yaralı.” Ancak Kırmızı Afiş meselesi beklenilenin tam tersi bir etki yaratır. Direniş için Manuşyan bir şehir amblemine dönüşür. Direniş sempatizanları sayısında büyük bir artış görülür.
Manuşyan ve 23 yoldaşı, bundan tam 69 yıl önce bu günlerde, 21 Şubat 1944’te kurşuna dizilirler. Grup üyesi Olga Bancic de 10 Mayıs’da boynu vurularak öldürülür…
1955’te anısına açılan “Misak Manuşyan Grubu” Sokağı vesilesiyle sürrealist yazar Aragon “Hatırlamak için kıtalar” şiirini yazar ve bu şiirin Léo Ferré tarafından “Kırmızı Afiş” adıyla bestelenir.

Ne şan ne gözyaşı istediniz
Can çekişenlerden, ne org ne de dua
On bir yıl, hemen geçer on bir yıl
Sadece silahlarınız vardı
Ölüm boyamaz gözlerini Partizanların

Şehirlerimizin duvarlarında yüzleriniz vardı
Karanlıklardı, sakalınızdan, tehditkar kaba gecelerden
İsimlerinizin telaffuz zorluğundan
Afiş bir kan lekesini andırıyordu
Geçenler korkutulmak isteniyordu

Herkes sizi Fransız görmemeyi tercih ediyordu
Gözleri olmadan gidiyordu insanlar sizin için gün boyu
Sokağa çıkma yasağında dolaşan parmaklar
“ÖLDÜLER VATAN İÇİN” yazmışlardı fotoğraflarınızın altına

Farklıydı bundan kasvetli sabahlar
Her şeyde tek rengi vardı kırağının
Şubat sonunda son zamanlarınızda
O zaman sizden biri sakin dedi ki
Sağ kalacaklara, herkese mutluluklar
İçimde nefret olmadan ölüyorum Alman halkı için

Elveda acılar elveda zevk ve güller
Elveda hayat elveda ışık ve rüzgâr
Evlen bahtiyar ol ve beni düşün sık sık
Sen ki güzellikler içinde kalacaksın
Her şey sonunda Erivan’da bittiğinde

Heybetli bir kış güneşi tepeyi aydınlatıyor
Ne kadar güzel tabiat, yüreğim çatlıyor
Muzaffer adımlarımız üstüne gelecek adalet
Ah, Meline’m, sevdalım, yetimim
Yaşamanı ve bir çocuğun olmasını istiyorum

Tüfekler patladığında yirmi üç kişiydi
Vakitlerinden önce gitti kalp veren yirmi üç
Yabancı ancak kardeşimiz yirmi üç
Hayata ölecek kadar tutkun yirmi üç
Düşerken Fransa’yı haykıran yirmi üç

Kaynakça:
Wikipedia
Agos

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.