KATİL SEVERLİK

Öncelikli ve başlıkla alakasız üç notum var.

-Selamlar herkeslere. Selamlar tüm ÜZÜMELİ okurlarına. Ve de özür dilerim yazmayı epeyce geciktirdiğim için.

-En son ÜZÜMELİ’ne “KORE, İDLİP VE LİBYA” başlıklı bir yazı yazmıştım. Hatırlanır; bir Kore gazisinin ağzından Kore savaşına nasıl ve niçin katılındığını, sonuçlarının neler (özetle) olduğunu anlatmıştım. O yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, devamla Libya’ya ve İdlib’e asker gönderme konusu üzerine görüşlerimi yazmaktı niyetim. Üzgünüm yazının devamını getiremedim. Yazamama bahanem bahane sayılsın. Çünkü araya CORONA girdi diyeceğim.

-İşte o CORONA mikrobuna ben öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Teşekkürümün nedenlerini çok kısa olarak sizlere özetleyeyim. Tüm Dünya insanlığının gündemini üç aya yakındır meşgul ediyor. Bin değil, milyon kere milyon nasihattan daha etkili bir musibet oldu. Öğrenmek isteyenlere çok şey öğretti. Öğrenmek istemeyenleri koyverin gitsinler. Kapitalist sistemi baştan aşağı sorgulatıyor. Kâr amaçlı, zengin olma amaçlı yaşam felsefesini anlayış olarak çökertti. Hastahaneleri hasta müşterilerin yattığı otel zanneden sağlık politikaları yerle yeksan oldu. Bu kısa sürede doğanın kendi yaralarını sardığının somut örneklerini gördük. Listeyi sayfalarca uzatabilirim.Ama uzatmadan söyleyeyim: İnsanlık için, insanlığın geleceği için nelerin mutlaka ve mutlaka gerekli, nelerin gereksiz olduğunu ayan beyan sergiledi. Kimi örnekler: Üretimin, özellikle tarımsal üretimin yaşamsallığı tescillendi. Sanayi ve hizmet sektörlerinin insanlığın ortak çıkarları ve doğanın korunması esaslarına göre düzenlenmesi gerektiğini gözler önüne serdi. Onca ve her türden silah üretiminin ve militarist beslemelerin boşuna olduğu açığa çıktı. Onca bürokrasi, onca cennet ve cehennem pazarlamacıları, onca ne yeyip ne içeceğimize, nasıl giyinip nasıl süsleneceğimize vb. karışan reklamcılar ve hatta basın ve televizyon kurumları olmasa da olurmuş. Bilimsel çalışmalara, eğitime, sağlığa esas olarak yatırım yapmalıymışız. Her bakımdan donanımlı okullar ve üniversiteler geleceğimiz demekmiş. Yani CORONA herkeslere gösterdi ve anlattı ki; Dünya denilen cenneti yaratanlar da geleceğe taşıyacak olanlar da KAFA VE KOL emekçileridir. Gerisi asalaklardan oluşmaktadır.

Gelelim asıl konumuza. Bu musibet virüs tüm dünyayı hapihaneye çevirdi ya, ama beni tam olarak esir alamadı. İlk bir ay sonunda ve haftada ikibuçuk günlük ücretli çalışmama yeniden başladım. İlk bir ay içerisinde ise çoğu zaman bahçemdeydim. Zaman tam bahçe zamanıydı. Önce ekime ve dikime hazırladım bahçemi baştan sona. Şimdi biberler hariç, ekim ve dikim işleri bitti. Yani fırsattan istifade (benim amatör/ hobi olarak ve ondört yıldan beri 220 metre kare kiralık bahçem var. Evime de üç km uzaklıkta.) bahçe işlerini elden çıkardım.

Fakat gün boyu bahçede çalışılmıyor. Eş, dost, yoldaş vb. ziyareti yok. Miting yürüyüş vb eylemlere katılmayı hak getire.. ( 1 Mayıs korsan gösterisine katılmak hariç.) Bir lokantaya dalıp insanın kendisine bir fakir ziyafeti çekme şansı bile ortadan kaldırıldı. Birisine gel de benim evde santranç oynayalım denilemiyor. Şöyle bir kahve veye lokale dalayım da, belki bileğine güvenen bir tavlacı, özellikle hapis tavlacı deng gelir umudu kalmadı. İşten ve bahçeden arta kalan zamanda okumak ve yazmak işini hiç elden bırakmadım ama, insan yoruluyor. Mola gerekiyor. Sohbet çok önemli bir sosyal ihtiyaç.

İşte günler böyle geçerken, daha önce çok az olan bir kötü alışkanlığımı çok farkında olmadan birazcık çoğalttım. Akşamları televizyon izler oldum. Belgeselleri, tenis ve bilardo maçlarını yabancı tv kanallarından buluyorum. İzlenebilir birşeyler bulurum umuduyla Türkçe yayın yapan kanallara (bende altı tane var) şöyle bir göz atıyorum akşamları. Akşamları ise haber ve dizilerden başka bir şey yok. Haberler ise hep CORONA. Diziler mi? Tam bir felaket! Tam bir rezillik. Üzerinde kara kara düşünülesi bir alan, bir düzlem , bir konu vs.

Değerli ÜZÜMELİ okurları, hepiniz biliyorsunuz; herkeslerin evinde şimdi bilgisayarı , elinde internetli telefonları var. Yine buralardan bilirsiniz; paylaşımlarınız beğenilir veya beğenilmez. Hatta beğeni sayısından öte kaç kişinin paylaşımınıza baktığını bile bilebilirsiniz. İşte bunun televizyon dünyasındaki adına REYTİNG deniyor. Örneğin falan dizinin reytingi çok yüksektir, filanınki orta hallidir, fişmekeninki ise düşüktür. O izleyici bulamayan dizi için ya yeni önlemler alarak izleyici toplamaya çalışırlar, ya da o diziyi tez elden yayından kaldırırlar.

Ben bendeki altı tv kanalı ( TRT Türk; ATV, Kanal D, Star tv, Kanal -7 ve Şow tv) üzerinden söylüyorum. İzleyip gördüklerimden küçük dilimi yutacak gibiyim. Her kanalda ve hergün en az bir veya iki MAFYA dizisi var. Meğer ne çok mafyamız varmış. Meğer bizim mafya örgütlerimiz ne kadar da şirin ve sevimlilermiş! Maşalah tüm mafyalarımız Devlet ve halk dostuymuş! Oysa Dünyada ve Türkiye’de aklı olan herkesler bilirler ki; her mafya örgütlenmesi bir SUÇ ve ÇIKAR örgütlenmesidir. Evet haklı ve doğru olan bir nokta vardır ve o da şudur: Suç ve çıkar örgütü olan bu mafya çeteleri hep devlet desteklidirler. Hem de tüm dünyada…Devlet desteği olmadan asla uzun ömürlü olamazlar. Bu suç ve çıkar örgütlerini anlatan diziler bunca sürüm alanı bulduğuna göre reytingleri oldukça yüksek olmalı. Yani seyircisi bol mu bol demekki.

Hadi iyi yanından düşünelim ve diyelim ki; adrenal yükseltmek/ heyacan katsayısını artırmak için mafya dizilerini izlemek tercih ediliyor. Mafya dizilerini sevip izleyenlere benim basit bir önerim var. Bir dizinin bir akşamlık bölümünü izlerken, o bölümde kaç insanın öldürüldüğünü bir zahmet sayın. Bulduğunuz rakamı önce tüm kanallardaki mafya dizisi sayısıyla çarpın. Ardından bir matematik işlemi daha yapın. Tüm kanallardaki mafya dizilerinde birgünde öldürülen insan sayısını 365 ile bir daha çarpın. Emin olun Türkiye nüfusundan daha çok bir rakam elde edersiniz. Oysa dünyada karşılaşılmış en ünlü ve en uzun ömürlü mafya teşkilatının tüm ömrünce öldürdüğü insan sayısı bizdeki bir dizinin bir akşamlığı kadar bile değildir. Yani mafyalar vardır ve dizi konusu elbette yapılırlar. Ama el insaf yahu! Yalan da azıcık gerçeğe benzemeli. Azıcık da olsa inandırıcı olmalı. Binde bir de olsa olabilirliği düşündürmeli.

Yine diyelim ki bu suç örgütleri dizilerini çekenler akıl ve izandan yoksun insanlar. O dizilerde rol alanlar ise para ve şöhret peşindeler diyelim. Ya bunca mafya dizilerini izleyenler…? Ya onca kanala reyting sağlayanlar…? Onca insan KATİL SEVER mi acaba diye düşünmemek elde değil. İnsandan, yaşamdan ve yaşamaktan nefret eden bir toplum muyuz yoksa? Olabilir; başka insanları sevmeyebilirsiniz. Ama hiç tanımadığımız insanlardan nefret etmek niye?

Yukarıdaki sorular gibi onlarca, yüzlerce soru var benim kafamda. Tüm bu sorularıma cevap olabilecek bir de düşüncem var. Onu sizlerle paylaşmak istedim: Çalışmadan, emek harcamadan geçinmek; hatta bedavadan zengin olmak kafa yapısının dışa vurumudur bu.

Aklını ve kol gücünü kendisi, ailesi ve toplumu için kullananlara; doğayı ve insanlığı sevenlere selam olsun.

3 Mayıs 2020

One Response to "KATİL SEVERLİK"

  1. HAMZA DEMiR  Mayıs 5, 2020 at 7:57 pm

    Yine her zamanki gibi güzel bir yazi olmus Kemal Hocam. Beynine, eline saglik.
    Senin bu TV programlarini elestirin bir fikrayi hatirlatti bana:

    Memleketin birinde bir dikdatör varmis. Bütün kanallar devamli onu gösterir, ondan haberler verir, onu överlermis.
    Bu memlekette bir keresinde cocuklar arasi bilgi yarismasi yapilir. Yarismayi bir ögrenci kazanir. Memleketin dikdatörü (hani bütün dikdatörler cocuklari cok sevdiklerini göstermek isterler ya) kazanan cocugun ailesini tebrik icin ziyarete gider. Yanisira da canli yayin yapacak olan TV kanallari var. Dikdatör eve buyur edildikten sonra bir köseye kurulur. Önce ana-babayi böyle bir cocugu yetistirdikleri icin kutlar. Sonra da cocuga dönüp konusur:
    -Evladim, yarismayi kazandin, seni kutlarim! Güzel bir hediyeyi hakettin. Söyle bana ne istersen o hediyeyi alayim.
    Cocuk biraz düsündükten sonra cevaplar:
    -Silecekli bir televizyon isterim baskanim.
    Dikdatör sasirir:
    -Silecekli televizyon da ney evladim? Niye böyle birsey istiyorsun?
    Cocuk cevap verir:
    -Baskanim, siz hergün televizyonlara cikiyorsunuz, babam da habire televizyona tükürüyor, biz televizyon seyredemiyoruz.

    Dikdatörün ve babanin halini siz düsünün artik 🙂

    Benim Türkce TV kanalim yok. Tut-Ulupinar´daki evimde de hic TV yok. Internet yetiyor.

    Sana ve Üzümeli okuyucularina selamlar Kemal hocam!

    Cevapla

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.