NUH TUFANI VE BİZİM GÖLBAŞI -1

   Ben yer bilimci değilim. Mitoloji uzmanı hiç değilim. Fakat her iki ana
konunun da meraklısıyım. Denk geldikçe okur, izler ve bazen notlar alırım. İşte belirttiğim bu sınırlar içerisinde kalarak, mitolojiye ve yer bilimlerine atıfta bulunan bir yazı yazacağım. Üzümeli okurlarının ilgisini çekeceğini ummaktayım.
   Bir yerlerde okumuş ve bir dostumdan da dinlemiştim: Maraş ovasında sık sık deniz altı kalıntılarına rastlanmamaktaymış. Hem suda yaşayan canlılara ait buluntular, hem de taş ve toprak özellikleri ovanın eski zamanlarda sular altında olduğunu göstermekteymiş. Eğer bu bulgulardan hareketle ileri sürülen görüş doğruysa, Maraş ovasını denize çevirecek bir veya birçok su kaynağına ihtiyaç vardır. (yeniden Maraş ovasına döneceğiz.)
   Su kaynağı deyip geçmeyin. Girin arama motorlarına{Yandex,Google} ve “Nuh Tufanı” diye yazın. Karşınıza çıkanları okuyunca ilk olarak anlayacaksınız ki, tüm Dünyayı aynı anda sular altında bırakabilecek kadar çok herhangi bir su kaynağı bulunmamaktadır. İkinci olarak görülecektir ki; en az dört tane birbirinden ayrı NUH TUFANI efsanesinden söz edilmektedir.
   Ve hemen fark edileceklerden birisi de şudur: Bu dört efsaneden ilki ve en ünlüsü bizimkisidir. Bizim efsanenin de birbirinden üretilmiş üç ayrı kaynağı bulunmaktadır. İlki, Gılgamış destanıdır. İkincisi Tevrat’tır. En son olarak Kuran’da Nuh Tufanı’ndan söz edilmektedir.Orta Amarikalı Maya ve İnka kalıntılarının anlattığı tufanla bizim tufanın,hakeza Hinduların tufanıyla bizim tufanın zaman ve mekan olarak örtüşmediği aklın ve bilimin ortak yargısıdır. Yunanlıların tufan anlatısı ise her üçünden çok çok sonraların işidir. O nedenle biz, bizim “TUFAN”ımıza bakalım. Bizim Tufanın asıl ve ilk kaynağı Gılgamış Destanı demiştik. Ve bu destan Dünyada bilinen ilk yazılı destandır. Destanın taşa yazılı (çivi yazısı) bir kopyasının orta Anadolunun ortasında ( Hititlerin başşehri Hattuşaş’da ve Boğazköy kazılarında) bulunduğunu da not edelim. Gılgamış Destanı hem ilk kaynak olması bakımından,hem Tufanı akla ve izana uygun anlatması yönünden, hem de bizim coğrafyamızda yaşanmış bir olayı konu etmesi nedeniyle bana “ BİZİM TUFAN” dedirtmektedir.Bilmeyenler için yazayım: Nuh Tufanı olayını ilk anlatan, hem de yazılı anlatan Gılgamış destanın ana yurdu Aşağı Mezapotamya’dır. Bugünkü Irak ve Suriye topraklarının bir kısmıdır. Buralar aynı zamanda tarihte bilinen ilk uygarlıkların yaratıldığı topraklardır. Bilinen en eski halkları Sümerler,Akadlar ve Asurlardır. Bu eski halkarın yaşadığı toprakların kuzey sınırı Toros ve Zagros dağlarıdır. Bu coğrafyada, tepeleri ve tepecikleri saymazsanız,karşılaşılan ilk dağ, Türkiye, Irak ve Suriye sınırının kesişme noktasının güneydoğu yönünde bulunan Sincar dağıdır. Fırat ve Dicle’nin akış yönü yukarı doğru izlendiğinde, ilk Mazıdağı karşınıza çıkar. Fakat bu büyükçe tepelerin
doğuya doğru sıra dizimidir. Onun hemen arkasında; Urfa Diyarbakır sınırında Karacadağ vardır. Mardin yöresinde ve Dicle’nin hemen doğusundan Gabar ve Cudi dağları başlar. İşte bu dağlar, yani Zagroslar İran ortalarına kadar yükselerek uzarlar.
   Yani demem o ki, su aşağı doğru akar; su aşağıdan yukarıya doğru dolup
yükselir. Fizik kanunudur bu.Fırat ve Dicle’nin aşağı boylarında yaşayanlar bir su baskınından, bir sel felaketinden, yani suyun yolaçtığı bir tufandan söz ediyorlarsa (ki ediyorlar)eğer, bir yaşanmışlık var demektir. Abartılmış
olabilir. Süslemeler, eklemeler, çıkarmalar yapılmıştır. Ağızdan ağıza, dilden dile aktarılırken efsane, değişikliklere uğramıştır. Tüm bunlar anlaşılır şeylerdir. Bir tufanın yaşanmışlığı ise asla inkar edilemez. Yani Nuh Tufanı mitolojisi bir bilim kurgu değildir; yaşanmışlıktır. Biz onun zamanını ve boyutlarını tam veya tama yakın olarak bilemiyoruz. O Tufanı bize dilden dile veya yazılı olarak ulaştıranlar da bizim gibi bilmiyorlardı. Onlar da eskilerden duyup dinlediklerini kendi sınırlarıyla sınırlayıp bize aktardılar. İşin özü ve özeti bu.
   Önce dedik ya, mitolojide anlatılan Nuh Tufanı için, o tufana yol açacak kadar su gerekir. Çok çok yağmur yağmış denmesin sakın. O kadar su için denizlerin buharlaşmış olması gerekir. Denizler buharlaşıp bulut olsa bile (olmaz ya)onca su yoğunluklu bulutları havanın kaldırma gücü taşıyamaz. Varsayalım ki, olağan üstü bir kuraklık yaşandı. Denizler buharlaştı. Sonra da yağmur olarak yere indi. O halde de önce kuruyan denizlerin ve okyanusların çukurlukları dolar.Gökyüzünde suya zam gelmiş olamaz değil mi? Tüm bunları bilen kimi aklı eveller,o nedenle Karadeniz patlayıp Yemen’e kadar olan alanı sular altında bırakmış diyorlar. Ama yalnızca diyorlar. Karadeniz’in bilinmeyen bir tarihte patladığına dair elde hiç bir veri yok çünkü.
   O zaman Ne? Belki Fırat ve Dicle üzerindeki barajlar patlamıştır deme şansımız olamaz. Elde kala kala Fırat nehri kalıyor. Dicle’yi saymayın. Çünkü Dicle iki dere olarak başlıyor ve 20- 30 km sonra ovaya akıyor. Başladığı Hazar gölü ise avuç içi kadar bir göl. Bizim Gölbaşı göllerinin ilki gibi. Fırat öyle değil ama. Bence fırat bir tufan yaratabilir. Su yoğunluğu değil kastım, coğrafyası buna uygun. Herkesler bilir: Fırat’ın Karasu kolu Erzurum dağlarından başlar.Murat kolu ise Van gölünün hemen batısından. Her iki kolda önce ve epeyce batıya doğru akarlar. Murat Keban barajının tutulma noktasına kadar batıya akışını sürdürür. Erzincan ovası sonundan güneye dönen Karasu da Eğinden geçip Keban’ın arkasına gelir. Sonra birleşip Fırat olurlar. İşte o Fırat, Keban’ın alt taraflarındaki sert kayaları yarmayı başarıp Malatya ovasına geçer.
   Yazının ilk bölümünü bitirmeden burada durup önemli bir not düşelim: Eğer yerbilimciler bizlere, Maraş ovasındaki gibi yoğun su altı kalıntılarını Malatya ovası için de kanıtlayabilirlerse; benim iddiam ve görüşüm odur ki; Nuh Tufanı’nın baş kahramanı Fırat nehridir.

2 Responses to "NUH TUFANI VE BİZİM GÖLBAŞI -1"

  1. ali özer  Ocak 22, 2020 at 10:58 pm

    Bizim nuh fufanı hikayesini zevle okudum eline sağlık. Bu tufanın gerçleştiği varsayılan tarihsel ve coğrafik yapısını tarifini yaparken Bölgenin yakın tarihteki ismiyle anlatmamanız ilgimi çekti.Doğrusu bu yazının devamındaki bizde ki nuh tufan olayını merak ettim nasıl sonuclanacak diye…selam ve saygılar

    Cevapla
  2. Nedim  Ocak 23, 2020 at 2:08 pm

    Gölbaşı göllerine 1500 lü yıllarda Osmanlı kayıtlarında İSA GÖLÜ Adı ile kayıtlra geçtiğini hatırlatır,çalışmaların da başarı ve ilham olmasıını ümit ederim.

    Cevapla

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.